|
|
 |
 |
Okunma |
|
107 |
Evimde Ölü Var
Her şey onu sevmemle başladı ve onu sevmemle son buldu. Eğer sevginin beni bu kadar dipsiz kuyulara atıp korkunun içinde boğacağını bilseydim, ömür boyu sevmemeye yemin edebilirdim ama o zamanlar bunu bilmiyordum. Öğrendiğimde ise çok geç kalmıştım. Karanlık serbest kalmış ve yakamı bırakmıyordu. Bir perşembe günü sabahı öğrendim öldüğünü, İkimizin de ortak arkadaşı olan Leyla Arayıp, “ Artık o Yok. Mehtap öldü “demişti. Dakikalarca konuşamadım, kıpırdayamadım, düşünemedim. Bir boşluk vardı yalnızca, koca bir boşluk. Ve mutlak bir sessizlik. Dipsiz kuyular kadar sonsuz ve huzursuz. Öğlen namazından sonra cenaze namazı kılındı. Ve ben bir yabancı gibi tabutunun arkasından yürüdüm. Ailesinin benden haberi yoktu. Aşkımız o kadar büyüktü ki, söylemeye korkuyorduk başkalarına, duyulursa tılsımı bozulur diye. Fatma’yı toprağın karanlığına koyarken, “Ne olur izin verin son kez yüzünü göreyim” demek istedim ama başaramadım. O kalabalığın içinde dikkat çekmeden ağladım. Korkakça ve sessiz. Dualar okundu insanlar ağladı, ağıtlar yakıldı. Ama bu gerçeği değiştirmedi. Artık o yoktu. 20 yaşında kalbine yenik düşmüştü. İnsanlar gözyaşıyla ağlarken, ben kanımla ağladım. Ve yürekten çok derinlerden çağırdım onu, karanlıklardan gelsin diye. Yine benim olsun diye. Mezarına toprak atılıyordu artık. “Gitme” dedim. “Ne olur gitme, benimle kal.”
“Emin misin” dedi, arkamdaki bir ses. Dönüp baktığımda onu gördüm. Çığlığım boğazımda düğüm oldu. Bütün vücudum buza döndü bir anda. Saç diplerimden terlemeye başladığımı hissettim. Kalbim inanılmaz bir şekilde çırpınırken, nefes almaya korkuyordum. Fatma’ydı bu kefeniyle karşımda dikilen. Yüzü bembeyazdı. Gözbebekleri yoktu, yalnızca akı görünüyordu. Kimse hiçbir şeyin farkında değildi, bu olanları yalnızca ben görüyordum. Korkuyla kaçtım oradan, başka bir şey düşünemiyordum. Ona “gitme, beni bırakma” demiştim ama kimin aklına gelirdi ki, gerçek olacağı. Arabama atlayıp süratle uzaklaştım oradan. Dikiz aynasından onu arka koltukta oturuyor görünce az daha kaza yapıyordum. Panik içerisinde bağırdım arabanın içinde. “Benden ne istiyorsun? Bırak peşimi” Dışarıdan birisi baksa görebileceği bir tek şey vardı. Kendi kendine konuşan bir adam. “Beni sen çağırdın” dedi, hırıltılı ve boğuk bir sesle. “Git” dedim. “Nereden geldiysen oraya git” Yüzünde soğuk bir gülümseme oluştu, bense korkudan ölmek üzereydim. “Gidemem” dedi. “Kapılar kapandı” ---Ne demek bu? ---Artık hep beraber olacağız demek. Ter içerisinde uyandığımda, bu rüyayı gördüğüme hiç şaşırmamıştım. Günlerdir buna benzer rüyalar görüyordum. Artık her şey birbirine karışmıştı. Günler geçtikçe, rüyamda Fatma gittikçe çürüyor, vücudunun parçaları dökülüyordu. Yüzümü yıkamaya banyoya giderken, annemin mutfak da kahvaltı hazırladığını gördüm, yanında ki yuvarlak dört kişilik masada Fatma oturuyordu. Bana gülümsemeye çalışırken ön dişlerinden biri düştü masaya, yüzünün yarısı çürümüş saçları dökülmüştü. Ve benim kaçacak hiçbir yerim yoktu. Annemin yıllardır kullandığı antika radyoda çalan şarkı ise korku dolu günlerimin başlangıcını anlatıyordu sanki. Bu kadar yürekten çağırma beni. Bir gece ansızın gelebilirim….
|